Kavramların Değişimi ve Değiştirmedikleri

Kavramlar dünyamızda önemli bir yere sahip. Bazen zihindekilerin aktarılması, bazen sözcüklerle anlatılabileceklerin tek bir kelimeyle ifade edilmesi, bazen de spesifik bir konuda ortak bir dil oluşturulmasını sağlıyor. Dil gelişen ve değişen bir varlık. Dil gelişirken kavramlar yerinde durmuyor, türüyor, gelişiyor ve değişiyor. Dilin doğası değişmek ve gelişmek iken, kavramlar doğal süreçte mi değişiyor?
Çoğu zaman kavramlar bir müdahale ile değişiyor. Bu zaman zaman toplumsal iktidar tarafından gerçekleştirilirken zaman zaman da azınlık tarafından gerçekleştiriliyor. Her iki durumda da kavramın günlük hayata yerleşmesi zaman alıyor, dirençle karşılaşılabiliyor. Birçok alanda gözlemleyebileceğimiz gibi sürekli yeni kavramlar türetmekteyiz. Bilim dünyasında, günlük yaşamda, sivil toplum çalışmalarında… sürekli yeni kavramlar karşımıza çıkıyor. Engellilik alanından örnek vermek gerekirse; daha önceleri “kör”” sonraları “görme özürlü” ve günümüzde de “görme engelli”, önceleri “sakat” sonraları “özürlü” günümüzde de “engelli” kavramları kullanılıyor. Ek olarak “özel gereksinimli” ve “özel çocuk” kavramlarıyla karşılaşıyoruz. Bu kavramlar akademik dünya, engelli çocukların ebeveynleri veya ülke yönetimi tarafından ortaya atıldı. Bu kavramlar ortaya atılırken konunun öznelerinin bir tartışma yaptığı ve bu tartışma esnasında fikirlerin havada uçuştuğu bir ortamı gözlemleyemedim. Böyle bir durumda konunun öznesi kim sorusu da ortaya çıkıyor. Konunun öznesi o alanda çalışan sivil toplum örgütleri mi yoksa konunun muhatabı olan kişiler mi? Akademi ve toplumsal iktidardan bağımsız düşünebilirsek, biz genelde en çok üyesi bulunan veya en çok kişiye hitap ettiği düşünülen sivil toplum örgütlerini muhatap alıyoruz. Son zamanlarda engellilik alanında engelli çocuğu bulunan ebeveynlerde örgütlenmeye, bu örgütlenmeyle seslerini duyurmaya başladılar. Ebeveynler “sakat”, “kör”, “otistik” vb. kavramların kullanılmasına karşı çıkarak kavram tartışmasında konuya ebeveyn yönünden baktıkları için konunun özneleriyle çatışabiliyorlar. Zira engelli olmak başka, engelli çocuğu olan ebeveyn olmak başka. Engelli bir çocuğu olan ebeveyn en nihayetinde bu konuya duygusal yaklaştığından engelli çocuğu olan ebeveynler ancak konu “engelli çocuğu olan ebeveynler” ise özne olabilir. Aksi taktirde engelli çocuğu yerine konuşan kişilerle karşılaşıyoruz.
Kavram türetme konusu sadece engellilik alanıyla sınırlı değil. Taciz veya tecavüz mağdurları için bu alanda çalışan sivil toplum örgütleri “mağdur” yerine önceleri “maruz kalan” günümüzde de “hayatta kalan” kavramlarını kullanmayı tercih ediyor. Peki bu kavramlar nasıl türüyor? Kavramların türemesinde katkısı olanlar hangi ihtiyacı karşılıyorlar? Bu kavramların konunun öznelerine ne hissettirdiği, konunun öznelerinin böyle bir ihtiyacı olup olmadığını sorgulamak gerekiyor. Sivil toplum örgütleri sahadan gelen dönütler ışığında bir ihtiyacı karşılamak için mi yeni kavramları ortaya atıyor, yoksa ifade ediş şekillerini değiştirerek kendi ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak alana yeni bir katkı da mı bulunmak istiyorlar sorusu akla geliyor.
Kavramlar düşüncelerimizi ifade etmede işe yarıyor. Bu yüzden kavramların değişmesi oldukça önemli. “Ne söylediğin değil, nasıl söylediğin önemli.” Sözünde de anlatılmak istendiği gibi ifade ediş şeklimiz konunun anlaşılmasında önemli bir unsur. Ancak kavramlar değişince bakış açımız değişiyor mu? Çocuk alanında toplum tarafından suça sürüklenen çocuklar için kavram arayışımız yıllardır devam ediyor. “Çocuk suçlu” “suça sürüklenen çocuk”, günümüzde de “ceza kanunu ile itilafa düşen çocuk” kavramı kullanılıyor. Tüm bu kavramlar değişirken çocukların suça karışma oranlarının düşmesinde, suça karıştıktan sonra topluma tam ve etkin katılımın sağlanmasında, tedbir alınan çocukların gelecek yaşamlarına damgalanmamış ve ötekileştirilmemiş bir şekilde devam etmesinde gelişme sağlayabiliyor muyuz? Kesinlikle kavramları değiştirmeyelim demiyorum. İfade etmek istediğim kavram karmaşasından konunun özünü kaçırıyoruz.
Kavramlar düşünceyi aktarır, kavram ne düşündüğümüzü gösterir diyerek yola çıkıyor kavramları türetiyor ve türetilen kavramları hızlı bir şekilde tüketiyoruz.
Bu noktada dikkat etmemiz gereken şeyin; her kavramın zihinlerde bir karşılığı olduğunu bilerek, kavramı değiştirdiğimizde zihindeki karşılık aynı kalıyorsa kavram değişiminin hiçbir şeyi değiştirmediğini de unutmayarak, kavram değişimin kimin ihtiyacını karşıladığını sorarak ve en önemlisi konunun öznesinin olmadığı bir değişimin değişim yaratmayacağını kabullenerek değişim için çaba göstermeliyiz.

Scroll to Top
Skip to content